Türkiye’yi son 60 yıldır sağ iktidarlar yönetiyor, emperyalizmle işbirliğinden ve Ortaçağ düşüncesinden beslenen sağ ideoloji ve destekçileri ülkeye yön veriyor. Demokrat Parti (DP), Adalet Partisi (AP), Milliyetçi Hareket Partisi (MHP), Milli Selamet Partisi (MSP), Anavatan Partisi (ANAP), Doğru Yol Partisi (DYP), Refah Partisi (RP) ve en sonunda da Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP)… Tabii 12 Mart ve 12 Eylül faşist darbelerini hiç saymıyorum. Zira onlar da bu partilerin “normal” koşullarda izlediği işbirlikçi ve gerici politikaları, faşist bir diktatörlük altında devam ettirmişlerdir. Bütün bu partiler ve 60 yıldır onları iktidarda tutan muhafazakâr-sağ anlayış, bugün Türkiye’nin yarı sömürge haline gelmesinde ve Ortaçağ gericiliğinin devleti fethetmesinde birinci dereceden sorumludur. Kimse bugün sol düşünceyi hedef alarak bu kanlı geçmişi gözlerden saklayamaz. Sağ iktidarların ve onu 60 yıldır yönetimde tutan sağ siyasal düşüncenin elleri kanlıdır, geçmişi karanlıktır ve utanç vericidir. Kökleri Prens Sabahattinlere, Damat Feritlere, Vahdettinlere uzanır!
O kanlı geçmişte neler yok ki? Her şeyden önce emperyalizme teslimiyet var. Örneğin NATO’ya üyelik var. Bu amaçla Mehmetçiğin kanını uluslararası arenada pazarlamak var. Ortadoğu’da ABD işbirlikçiliği ve onun çıkarlarının bekçiliği var, eşkıyaya yataklı etmek var. Türkiye’yi “küçük Amerika” yapma uğraşı var! AB’ye tam üyelik adı altında ulusal egemenliği pazara çıkarmak var. Ülke ekonomisini ve ulusal kaynaklarını talana açmak var. Tam bağımsızlığı yok etmek için siyasetten eğitime, askerlikten kültüre, ekonomiden hukuka kadar her alanda sergilenen ihanetlerin bin bir türlüsü var. Sömürü, baskı, eşitsizlik, yağma, çalıp çırpma, yolsuzluk, hırsızlık, arsızlık var. Yeğen Yahyalar, hanedanlar, davul delen jaguarlar, “verdimse ben verdim” pişkinliği var! “Benim memurum işini bilir” yüzsüzlüğü, “ben zengini severim” arsızlığı var! İçi boşaltılan bankalar, hayali ihracat adı altında devleti soymalar, kaynağı belirsiz malvarlığını “annemden kalan çıkından çıktı” diyerek açıklamaya yeltenen bir utanmazlık var! Deniz Fenerleri, dişli Şabanlar, çocuk okutan işadamları ve işte en sonunda ülke topraklarını parsel parsel satışa çıkarmak var!
Bütün bunların sorumlusu sol mudur? Bu ülkenin namuslu sol aydınları mıdır?
60 yıllık sağ iktidarların defterinde, tarih boyunca her zaman benzer türden alçaklıkların başrolünü oynamış Ortaçağ gericiliği ile dayanışma ve işbirliği var. Şeyh sakalı sıvazlamak, oy uğruna Ortaçağ güçlerini, ağalığı, şeyhliği, şıhlığı ve bunların dayandığı gerici kurumları canlandırmak ve beslemek var. Bu alçaklığı engelsiz bir şekilde gerçekleştirebilmek için de örneğin Köy Enstitülerini kapatmak var, Halkevlerini yok etmek var. Millet karanlıklar içinde kalsın, uyanmasın diye… Ulusal eğitimi adım adım imha etmek var örneğin... Kadını çuvala sokmayı, dört duvar arasına kapatmayı, kocasına köle yapmayı dinin gereği olarak savunmak ve gerçekleştirmeye çalışmak var. “İsterseniz siz halifeliği bile geri getirebilirsiniz” düşüncesiyle hareket etmek var. Bir yandan laikliği “din ve vicdan özgürlüğü” şeklinde tanımlarken diğer yandan “zorunlu din dersleri” ile bu özgürlüğü ayaklar altına alan aşağılık bir ikiyüzlülük var. Aklı inanca, bilimi dine feda etmek var. İmam okullarını İslamcı militanların ocağı, Diyanet İşleri Başkanlığı’nı da Türkiye’nin en büyük tarikatı haline getirmek var. Hocaefendiler, şeyhler, şıhlar var!
Bütün bu gerçeklerin sorumlusu namuslu sol aydın mıdır? Sabahattin Aliler, Nazım Hikmetler, Orhan Kemaller, Aziz Nesinler, Server Tanilliler midir? Yoksa ruhunu esir gibi pazara çıkarıp emperyalizm işbirlikçiliğine ve vatan satıcılığına soyunmuş kaşarlanmış sağcılık mıdır? Türkiye’nin son 60 yıllık tarihi, sağ siyasal iktidarların ve (bağnazlığından ötürü) onu hep “arabanın direksiyonu”nda tutan mütedeyyin-muhafazakâr-sağ düşüncenin, bilerek ya da bilmeyerek Cumhuriyet değerlerine ihanetinin tarihidir. Kimse bu gerçeği, Türkiye’nin namusu olan, kimi sol aydınları hedef alarak örtbas edemez.
Bu emperyalizm ve Ortaçağ işbirlikçisi geçmiş, aynı zamanda kanlıdır ve zalimlikle namlıdır.
Bu kanlı geçmişte 6-7 Eylül olayları var örneğin... Yurtsever halk çocuklarının faşist darbelerin işkence tezgâhlarında katledilmesi var. 17 yaşındaki gençleri “asmayalım da besleyelim mi?” diyerek öldürmenin alçaklığı var. İşkenceler, yargısız infazlar, Kanlı Pazarlar var. Komünizmle Mücadele Dernekleri adı altında örgütlenen yobaz katiller sürüsünün, aydınların ve gençliğin üzerine sürülmesi var. Emperyalizmin maşası karanlık güçlerin tertipleri, örneğin 1977- 1 Mayıs’ında Taksim’de ya da 1978’de Maraş’ta olduğu gibi kitle kırımları var. 1993’te Sivas’ta yaşandığı şekilde insanları Ortaçağ’da olduğu gibi yakmak var! Ve bu ülkenin namuslu, yurtsever, onurlu, başı dik, ödünsüz aydınlarının suikastlarla katledilmesine seyirci kalmak var. Ruhi Suların, Uğur Mumcuların, Bahriye Üçokların, Turan Dursunların, Muammer Aksoyların, Ahmet Taner Kışlalıların kanı var, bu utanç tablosunda…
Bütün bunları sorumlusu, bu ülkenin namusu sol aydınları değil, 60 yıldır Türkiye’yi emperyalizmin maşası, Ortaçağ gericiliğinin kölesi yapan sağ iktidarlar ve onları hükümetlerde tutan sağ-muhafazakâr zihniyettir.
Bu kanlı Türkiye tablosu ortada dururken şimdi çıkıp Nazım Hikmet’i ya da Sabahattin Ali’yi dolaylı da olsa suçlar bir tavır takınmak insaflı ve vicdanlı bir tutum değil, olsa olsa “yavuz hırsızlık”tır.

0 yorum:
Yorum Gönder