“Yeni yılın, sağlık ve mutluluklar getirmesini dilerim…”
Bugün kimi dostlarımdan bu dilekleri içeren iletiler aldım.
“Sağlık ve mutluluk…”
Sonra sordum kendi kendime… Gerçekten yeni yıl bize bunları getirecek mi? Biz yeni yılda bunları elde edebileceğimize inanıyor muyuz gerçekten?
Örneğin sağlık… “Her şeyin başı” olan sağlık… Kim istemez ki sağlıklı olmayı… Ne var ki sağlık sadece fiziksel sağlık mı? Tamam, yeni yılda hastalanmayalım, hele ki dermansız bir dert sahibi olmayalım. İyi de ruh sağlığımız ne olacak?
Ruhsal durumumuz ağırlıkla dışımızdaki kimi unsurların etkisi altında değil mi? Örneğin işsiz olan ya da yeni yılın eşiğinde işini kaybeden ve kısa dönemde de bir iş bulma imkânı olmayan birinin ruhsal durumu nasıl dingin ve sağlıklı olabilir? İş sahibi olmak, insana sadece gelir sağlamaz. Kişinin yaşamını anlamlı ve dolu kılar, insanı toplumla birleştirir. İçinde yaşadığı toplumun parçası olduğunu duyumsayan kişi ise, her tür ilişkisinde daha dengeli ve yapıcı bir yönelim içinde bulunur. İşsiz kişi, bir anlamda toplumdan dışlandığı hissine kapılacak, kendi sıkıntıları dışındaki gelişmelere duyarsız ve kaygısız kalacak, sonuçta bu dışlanmışlığın yarattığı tepki ile davranacaktır. O zaman, örneğin işsiz olan birine “sağlıklı bir yeni yıl” dilemenin anlamı nedir?
Ya da işsizliği bırakın bir yana… İşsiz kalmadınız, keyfiniz de yerinde diyelim. Peki, bu keyfi nasıl koruyacaksınız Türkiye’de ve dünyada olup bitenleri gördükçe? Örneğin televizyonu açtınız, falanca yere atılan füzeler ve bombalarla kopan kollar, bacaklar, ağlayıp feryat eden kadınlar, çocuklar… Ve bütün bu insanlık dramını soğukkanlılıkla izleyen milyonlar… Canlı bağlantılarla savaş bölgesinden yapılan yayınların “habercilik” diye yutturulması; politikacıların ve devlet adamlarının yaptıkları itidal çağrıları, beylik laflar… “Allah topunuzun belasını versin” diyerek değiştirdiniz kanalı…
Peki, ne var öteki kanallarda? Yemek yarışmaları, millete evlenme programı diye yutturulan çağdaş çöpçatanlık faaliyetleri, “bul maçayı, al parayı” türünden sözde bilgi yarışmaları, magazin denilen dedikodu programları, biri diğerini aratmayan ikinci sınıf filmler, diziler, ekranlarda “spor yorumcusu” olarak arz-ı endam eden kravatlı amigoların kör dövüşü… Bir yanda kan, gözyaşı, vahşet, ölüm kol gezerken, diğer yanda “gemisini kurtaran kaptan”ların didişmesi… Hadi gel de şimdi sağlıklı ve mutlu ol böyle bir tablo karşısında…
Bütün bunlara rağmen biz insanlar, yine de her yeni yıla, yeni umutlarla girmek istiyoruz. Ama “sağlık” ve “mutluluk” dileklerinin beylik laflar olmanın ötesinde somut bir içeriği olursa, işte ancak o zaman yeni yıl bir anlam kazanabilir. 31 Aralık ile 1 Ocak’ın ortak paydası kan ve gözyaşı olacaksa, yılın yeni ya da eski olmasının ne anlamı var ki?
Evet, “Yeni yıl sağlık, mutluluk, gönenç ve barış getirsin…” diyoruz yıllardan beri… Ama her “yeni” yıl ölümler, acılar, yoksulluklar ve savaşlarla geçiyor. Demek ki sadece dilemek yetmiyor!
Yüz milyonlarca insan günde bir avuç pirinç bile yiyemez, bir bardak temiz su bile içemezken, bir avuç asalağın rahatı bozulmasın diye silahlanmaya yüz milyarlarca doların harcanacağı bir “yeni yıl”, sevinç ve umutla karşılanmayı hak ediyor mu gerçekten?
Sadece doğanın değil, insanın da kirletildiği; yalanın “erdem”, dürüstlüğün enayilik olarak algılandığı; çalmanın beceri, paylaşmanın aptallık olarak kabul edilmeye başlandığı; aklın yerine boş inançların egemen olduğu bir “yeni yıl” mutluluk getirir mi gerçekten?
İnsanın insana kul olmayacağı; baskıdan, sömürüden, zulümden, eşitsizliklerden arınmış bir dünyaya ulaşmak için, yalan ve talan üzerine kurulmuş şu anamalcı sömürü düzeninden kurtulduğumuzda, işte ancak o zaman sadece bir “yeni yıl” değil, bir yeni çağ açılacak insanlığın önünde…
Hürriyet’in "ekmeğimizde tuz, kitabımızda söz, ocağımızda ateş oluşu”…
"Sevgilimizin bizden ne şan, ne para; vefadan başka bir şey beklemeyişi”…
“Ve hepsinden önemlisi; çocukların, ama bütün çocukların, kırmızı elmalar gibi gülüşü"…
İşte ancak o zaman mümkün olacak…
Ne zaman ki böyle bir dünya kurulacak, işte o zaman, “sağlık, mutluluk, gönenç ve barış” dilemenin gerçek yaşamda bir karşılığı ve anlamı olacak.
İnsanlığın yeni bir yıla değil, yeni bir düzene, yeni bir geleceğe ihtiyacı var. Günümüzün yalın ve yakıcı gerçeği budur…

1 yorum:
merhabalar,öncelikle severek okuduğum yazılarınız için teşekkür ediyorum,daha önce ulasmaya calıstım ama mümkün olmdı blogda herhangi maıl adresıne rastlamadım,bir kere daha bu sekılde sansımı denemk ıstıyorum..Herşeyin yasak olduğu canım ülkemiz de insanlarımız artık kendini ifade etmekte dip noktalarda hiç kimse gercekten kendisi değilken böle günlerde eğlenerekten rahatlıyorlar belkide sadece eglenmek dagıtmak suc değil belkide ondan belki oda suçtur ne bıleyım umarım ulasır yorumum.Sağlıklı huzurlu ıyı seneler dılıorum...
Yorum Gönder