10 Ocak 2012 Salı

ERDOĞAN’IN VE PARTİSİNİN ARZUSU…

Eski Genelkurmay Başkanlarından emekli Orgeneral İlker Başbuğ, "Terör örgütü yöneticisi olmak ve darbeye teşebbüs" suçlarını işlediği iddiasıyla sevk edildiği mahkemede tutuklandı. Başbuğ adliye çıkışında "Türkiye Cumhuriyeti'nin 26. Genel Kurmay Başkanı Terör Örgütü kurmak ve yönetmek suçundan tutuklanmıştır. Takdir yüce Türk halkınındır" dedi.
Siyaset dünyası son birkaç gündür emekli orgeneral İlker Başbuğ’un tutuklanması haberiyle çalkalanıyor. Ve en sonunda Başbakan Erdoğan da bu tutuklamayla ilgili olarak dün bir açıklama yaptı:
“Konuyla ilgili bir yasal süreç başlamış vaziyette… Benim herhangi bir değerlendirmede bulunmam uygun olmaz. Ancak iki yıl beraber çalıştığımız bir mesai arkadaşımdır ve burada tutuklama yoluyla değil de tutuksuz yargılama bizim her zamanki arzumuzdur. Bunun süratle neticelenmesi şahsımın ve partimin arzusudur. Bunu isabetli bir yol olarak görmüyoruz.” (Vatan, 10.1.2012)
Ne ilginçtir ki Erdoğan, İlker Başbuğ’un Özel Yetkili Mahkeme’de değil de Yüce Divan’da yargılanması gerektiği yönünde ya da tam aksi istikamette bir görüş bildirmiyor. Sorunun bu yanına hiç değinmiyor. Oysa İlker Başbuğ’un tutuklanmasından sonra siyaset dünyasında ve kamuoyunda tartışılan konu özellikle budur. Anayasa’nın 148. maddesi genelkurmay başkanları ve kuvvet komutanlarının da görevleriyle ilgili suçlardan Yüce Divan'da yargılanacağını belirtiyor. Dolayısıyla Başbuğ’un tutuklanmasından sonra, Anayasa’nın 148. maddesinin farklı yorumlanmasından kaynaklanan bir tartışmadır gidiyor. Ne var ki Başbakan Erdoğan dünkü açıklamasında bu konuya hiç değinmeden sadece “tutuklama yoluyla değil de tutuksuz yargılama bizim her zamanki arzumuzdur” diyor ve kendisinin ve partisinin isteğinin bu olduğunu özellikle vurgulama ihtiyacı hissediyor.
Erdoğan’ın bu açıklanması nasıl yorumlanmalıdır?
Öncelikle belirtilmelidir ki emekli Org. İlker Başbuğ tutuklanan ilk yüksek rütbeli komutan değildir. Silivri Cezaevi neredeyse bir ikinci “Genelkurmay Başkanlığı” haline geldi. Ayrıca gazeteciler, yazarlar, akademisyenler, siyasetçiler de yıllardan beri tutuklu olarak yargılanıyorlar. Neyle suçlandığı resmi olarak açıklanmadan aylarca tutuklu kalanlar var. Süreç bu şekilde devam ederse, açıklanan iddianamelerin kapsamı da dikkate alındığında, bu yargılamaların daha yıllarca süreceğini öngörmek zor olmasa gerek… Kısacası, kamuoyunda Ergenekon, Balyoz, İnternet Andıcı, Oda TV gibi isimlerle anılan davaların yargılama sürecinin aslında çoktan bir cezalandırma halini aldığı açıktır. Masumiyet karinesi ayaklar altına alınarak cezalar çoktan kesilmiştir aslında… Hukuk dünyasında ve kamuoyu vicdanında oluşan kanaat bu yöndedir. 
Durum böyle olmasına rağmen, Başbakan Erdoğan bugüne kadar “tutuksuz yargılama bizim her zamanki arzumuzdur. Bunun süratle neticelenmesi şahsımın ve partimin arzusudur. Bunu isabetli bir yol olarak görmüyoruz” şeklinde belirgin ve ses getiren bir çıkış yapmamıştı. Şimdi böyle konuştuğuna göre ya “iki yıl çalıştığı bir mesai arkadaşı” olduğu için, Erdoğan bir anlamda İlker Başbuğ’u desteklemektedir ya da Başbakan Erdoğan’ın İlker Başbuğ’un tutuklanmasına karşı çıkar gibi görünen bu açıklaması aslında tam tersi sonuçlar yaratacağı hesaplanarak kasıtlı olarak yapılmıştır.
Öncelikle gözden kaçırılmamalıdır ki, yukarıdaki açıklamayı yapan kişi Türkiye Cumhuriyeti’nin Başbakanıdır. Sıradan bir yurttaş ya da bu konuda –örneğin benim gibi- yorum yapan sıradan biri değildir. Siyasi iktidarın başıdır. Yetki ve sorumluluk sahibidir. Ayrıca Türkiye’de yargı bağımsızlığını zedeleyen olay ve olgular da dikkate alındığında Başbakan’ın bu şekilde konuşması onun salt şahsi arzusu olarak da görülemez. Başbakan siyasi bir kişiliktir ve salt bu nedenden ötürü bile olsa, kamuoyuna açıkladığı görüş ve düşünceleri de siyasi sonuç yaratma etkisindedir. Sonuçta hangi niyetle söylenmiş olursa olsun, Erdoğan’ın demeci aslında yargıya bir müdahaledir. Kaldı ki bu talebin sadece kendisinin değil, partisinin de bir arzusu olduğunu vurgulayarak açıklamaya siyasi bir boyut katan da Erdoğan’dır.
Önce “Konuyla ilgili bir yasal süreç başlamış vaziyette… Benim herhangi bir değerlendirmede bulunmam uygun olmaz” demek, ama hemen arkasından “burada tutuklama yoluyla değil de tutuksuz yargılama bizim her zamanki arzumuzdur. Bunun süratle neticelenmesi şahsımın ve partimin arzusudur. Bunu isabetli bir yol olarak görmüyoruz” şeklinde konuşmak açık bir çelişki yaratıyor. Hele ki Başbakan gibi siyasi yetki ve sorumluluk sahibi bir kişi bu sözleri söylediğinde…
Eğer herhangi bir değerlendirmede bulunmak uygun olmayacaksa ve bunun nedeni de yasal sürecin başlamış olmasıysa, o zaman Erdoğan’ın, kendisinin ve partisinin yargılamaların tutuklu mu tutuksuz mu yapılması gerektiği konusundaki görüşlerini beyan etmesi; üstelik tutuklu yargılanma durumunu kastederek “bunu isabetli bir yol olarak görmüyoruz” demesi ve “Bunun süratle neticelenmesi şahsımın ve partimin arzusudur” şeklinde konuşması yargıya müdahale amacı taşımıyor mu?
Ne var ki Başbakan Erdoğan’ın çıkışı, İlker Başbuğ ve onun konumunda olanlar için tutuksuz yargılanma sonucunu yaratacak bir nitelikte midir? Açıkçası Erdoğan’ın bu niyetle konuştuğunu sanmıyorum. Örneğin İlker Başbuğ’un avukatları bu tutuklama kararına itiraz ettiklerinde, bu itirazı değerlendiren makam, Başbakan Erdoğan’ın bu son açıklaması da dikkate alındığında, tutuksuz yargılama yapılması ve İlker Başbuğ’un salıverilmesi yönünde bir karar alabilir mi artık?
Eğer bu yönde bir karar verilirse, bu hâkimlerin siyasi iktidardan gelen taleplere ve açıklamalara bağlı olarak hareket ettiklerine yönelik bugüne kadar yapılan eleştirileri haklı çıkaran bir davranış ve somut örnek olacaktır. Erdoğan’ın açıklaması, içeriği ne olursa olsun, aslında İlker Başbuğ’un tutuklanmasına yapılacak itirazların reddedilmesi olasılığını güçlendiren bir etki yaratmıştır ki bu da bir anlamda Erdoğan’ın başlamış olan yasal sürece dolaylı bir müdahalesidir.
Başbakan’ın ve partisinin gerçek arzusunun kamuoyuna açıkladıkları mı, yoksa bu açıklamalarla elde etmeyi amaçladıkları mı olduğuna dikkat edilmelidir.

0 yorum: